Kurtarın o çocukları



 

Kardeşim ve ben ilkokul öğrencisiyken, yaz tatillerinde mahallemizdeki camiye giderdik. Anne ve babamız, Kur’an Kerim’i aslından okuyup anlamamız ve kutsal kitabımızı rehber edinmemiz için böyle bir eğitimi uygun görmüşlerdi. Bizim gibi mahalledeki diğer arkadaşlarımız da gelirlerdi camiye. Sıcak tatil sabahlarında uyanmak zor olsa da annemin hazirladigi muhtesem kahvaltidan sonra, Yeni Camii'ye doğru yola çıkardık. Orada kalbi huzurla dolan, ders aralarında serin camide koşup eğlenen çocuklardık biz.

 

Elvis Presley de bizim gibi ibadethaneye giden çocuklardanmış. ''If I can dream'' adli şarkısını zenci gırtlağıyla söyleyebilmesinde, kilise korosunda öğendiklerinin etkisi oldugunu belirtmiş. Kutsal kitabını ne kadar anladı, hayatıa ne kadar uyguladı Allah bilir ama hepimiz onun sahnedeki farkını biliyoruz. Ayrıca din ve sanat ilişkisi, üzerinde uzunca düşünülmesi gereken bir konu

 

 

Müslüman, Hristiyan, Yahudi adı hiç önemli değil. Kalbinde Allah'i taşıyan, her şeyi ondan bilen ve ondan isteyen tüm insanlar aynıdır. Onlar birbirlerinin ayrılmaz birer parçasıdır. Sözleri sevgi, davranışları merhamettir. Hata yapmaktan, hata yaptırmaktan korkarlar. Sabırlı ve sakindirler. Hayatları hırsla harcanmış zamanlardan ibaret değildir. Onlara göre her an, Allah'a daha da yaklaşmak için verilmiş bir ibadet fırsatıdır. Zamanı asla boşa harcamazlar. Adı Elvis de olsa Pınar da olsa söylemleri ve tavırları hep aynıdır.

 

 

Dünya üzerinde milyonlarca ebeveyn çocuklarını kutsal mekanlara göndermeye devam ediyor. Amaçları, çocuklarının dinlerini gerçek manada ve en iyi şekilde öğrenmeleri. Din eğitiminin gerekli olduğuna inananlardanım. Kişi gittiği yolu iyi öğrenmeli ki yanlışlıkla yoldan çıkmasın ya da bir çukura düşmesin. Bu arada şunu da söylemek isterim ki inanmayanlara da saygım sonsuz. Herkes kendi yoluna gitmekte özgür bırakılmıştır.

 

 

Birkaç gün önce televizyonda haberleri izlerken; Fransa’da açıklanan bir raporu duydum. Katolik Kilisesi’nde son 70 yılda tahmini 216 bin çocuğun cinsel istismara maruz kaldığını söylediler. Vicdan sahibi tüm insanlar gibi ben de derinden sarsıldım. Haberin devamında ‘Kilisenin prestiji sarsılmasın diye’ suçlular hakkında dava açılmayacağı belirtildi. Sarsılan kalbim bu defa endişe ve utançla doldu. Kilisenin prestiji sarsılamaz çünkü kuruluş amacı çok kutsal. İnsanları iyiliğe, dürüstlüğe, şevkate, merhamete ve sonuç olarak Allah’a yöneltmekle mesul. Sapıkların rezillikleri kendileriyle ilgili. Masum çocuklara uzanan her kötü niyet, en ağır şekilde cezalandırılmalı. Hatta o sapıklar ülkelerin en ünlü meydanlarında asılmalı ki konunun ciddiyeti en iyi şekilde anlaşılsın. 

 

 

Anthony Hopkins’ e bir Oscar ödülü daha kazandıran “The Two Popes” adlı filmde de benzer sahneler vardı. Pope Benedict’i canlandıran Hopkins, kiliselerde çocukların taciz edildiğini bildiğini ama kiliseye zarar vermemek için suçluların kanun önüne çıkarılmadığını ve bu suçu örtmenin hayatının en büyük ıstırabı ve pişmanlığı olduğunu söyledi. Gözyaşlarım sel oldu. Bu sahneyi izlerken neler hissettiğimi anlatacak sözcük bulamıyorum. Çocukların bize Allahın emaneti olduğuna inanıyorum. Emanete ihanet etmek büyük bir günahken, günahın üstünü örtmek daha büyük günah değil midir?

 

 

Kardeşimle camiye gittiğimiz o yıllarda, bize Arapça okumayı öğreten iki hocamız vardı. Hocalardan biri çok şakacı ve sıcakkanlıydı, onu çok severdik. Diğer hoca hep kızar bağırırdı, tabi ki ondan ürkerdik. Bir süre sonra kızıp bağıran hoca camiye gelmez oldu, çok sevindik çünkü camide olmak ve Kur’an öğrenmek daha da eğlenceli olmuştu. Aynı günlerde annem ve birçok anne de sık sık biz dersteyken camiye gelmeye başladılar. Yine aynı günlerde, annem bana camide neler yaptığımızı kaygıyla sorar oldu. Bence her şey yolundaydı, bu gereksiz endişe nereden çıkmıştı. O sert, bizi korkutan hoca camiye bir daha hiç gelmedi. Yıllar sonra dedem anlattı, bizimle birlikte camiye gelen 17 yaşlarında bir abla vardı. Abla Kur’an okumayı biliyordu ama daha hızlı ve daha doğru okumak için bizimle birlikte derslere gelirdi. Meğer bağıran hocayla abla arasında bir ilişki başlamış, bu ilişki duyulunca devlet tarafından soruşturma açılmış ve mahkeme kararına göre hoca bir süre hapis yatmış ve görevden atılmış.

 

 

Tüm çocuklar masumdur. Büyük insanların iğrenç planlarından haberleri yok onların. İleride mutlu ve yetkin bireyler olarak yaşamak en doğal hakları. Kimse onları ömür boyunca devam edecek  derin travmalara atamaz, atmamalı. Her sorunun bir çözümü, her hastalığın bir doktoru var. Ama önce kendinize bir söz verin ve iyi bir insan olacağınızı söyleyin. Cesaretinizi, gücünüzü içinizdeki kötüyü yenmek için kullanın ve kirli ellerinizle çocuklara dokunmayın.

Yorumlar

  1. dinlerin öğretisini insanlara iletenlerin ne iletilecek mesajı ne de dinin özünü anlayamamış olması ne acı. muhteşem bir yazı.. elinize sağlık sinem hocam. <3

    YanıtlaSil
  2. Hafika! Sıcacık duygular uyandıran bir yazı💕💕

    YanıtlaSil
  3. Gerçekten çok güzel,bilgilendirici bir yazı olmuş hocam ,maalesef kötü zihniyetli ,kalbi çürümüş bir çok insan var.Umarım bu çirkin dünyada kalbi güzel insanlarla karşılaşırız. Tekrardan elinize sağlık 🥰

    YanıtlaSil
  4. Böylesine çirkin bir olayı 'prestij' adı altında gizleme çabası çok rezilce, çok güzel anlatmışsınız hocam. Elinize sağlık. 💜Zeynep Zeybek

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İlk öğretmenime sevgiyle

Rüyalar gerçek midir