Romeo'yu Juliet öldürdü
Telefon çaldığında bahçemde çay içiyordum. Hava ilkbahar günlerinden kalmış gibi güneşli ve ılıktı. Kış başlangıcında böyle bir günü her nefesle akciğerlerime çekmek kalbime huzur veriyordu. Bendeki dinginliğin aksine telefondaki ses biraz yorgundu. Kısa konuştu:
- Buluşalım, dedi. Gülümseyerek cevap verdim:
- Hava ne kadar muhteşem değil mi? Evet buluşalım, bu güzel gün paylaştıkça daha güzel olacak!
Hani bazen, kendi dünyamıza öyle dalarız ki etrafımızda olanları fark etmeyiz. Yaşadığımız ve hissettiğimiz kadardır her şey. Üzgünsek, tüm dünya da ağlama moduna geçmiş gibi hüzünlü görünür gözümüze. Benim gibi sevinçli bir günün tam ortasındaysak ağaçlardan düşen yapraklar bile dans edip şarkı söyleyerek iner sanki kahvenin türlü tonlarındaki toprağa.
Telefondaki sesin sahibi
Yasemin’di. Çok eski bir arkadaşım. Genelde melankolik takılır ama mutlu olduğu
da görülmüştür. Yalnız yaşar ve bundan keyif alır, hatta yalnızlığın akıllı
insanların işi olduğunu söyler. Yıllardır hep aynı müzik gruplarını dinler, yeni
şarkılara ve yeni olan her şeye genellikle karşıdır. Pek çok klişesiyle kendini
ve onu sevenleri yorsa da sıcacık bir kalbi vardır. Yalnızlık taraftarı bir
insan için aslında fazlaca vericidir. Sık sık gelen misafirleriyle evini paylaşır,
neye ihtiyacınız varsa ondadır, sinema biletlerimizi hep o satın alır falan falan…
Çağırdığı parka gittiğimde hava bulutlanmıştı. Yasemin’in yüzünden güneş kaçtı deyip güldüm kendi kendime. Onun melankolik havası bulutlara da bulaşmış ve güneş gölgelenmişti sanki. Bir bankta oturmuş önüne bakıyordu. Yanına oturdum sessizce. Bana bakmadı ama gelenin ben olduğumu anlamıştı. Ayakkabılarımdan tanıdı herhalde:
- Neden? Dedi.
- Ne neden? Dedim, hâlâ gülümsüyordum ilkbahardan kalmış gibi.
- Ben neden âşık olamıyorum?
- Sen âşık olmak istiyor muydun? Dedim ve pişman oldum.
Bazen kelimeler ağzımızdan uçup giderler, yakalamayız. İç sesimiz dışarıdan duyulmuştur çoktan. Etrafa istemsizce saçtığımız kelimeleri toparlamak için gerçek bir çene performansı gerekir. O gün Yasemin öyle kırılgan görünüyordu ki performansla uğraşmak yerine doğrudan sordum:
- E hadi anlatsana. Neden çağırdın beni?
Gökyüzüne bakarak gürleyen bir sesle konuşmaya başladı. Önce irkildim sonra ne anlatmak istediğini anlamaya çalışıp sessizce dinledim onu.
- Dün doğan çocukların bile sevgilisi var! Arkadaşlarımızın çoğu evlendi. Ben yalnızlıktan çok sıkıldım. (Yasemin bunları söylerken yağmur yağmaya başladı.) Allah’ım sana yalvarıyorum! Benim için yarattığın bir adam vardır mutlaka. Nerede o? Beni mi arıyor? O da mutsuz mu? Allah’ım yazık değil mi ikimize de… Gönder onu bana! Bu kadar yalnızlığı artık taşıyamıyorum.
Bunları söyleyen bizim Yasemin
miydi, Allah’ım neler duyuyorum! Ne diyeceğimi bilemedim. “Evet yalnızsın,
hayır yalnız değilsin ben varım dostların var ailen var, senin için de biri
vardır mutlaka, yok ya aşk o kadar kolay mı, ateşin mi çıktı hasta mısın,
kafana bir şey mi düştü, romantik filmler mi izliyorsun, bunalımda mısın,
değişmeye mi karar verdin…” Jet hızıyla kafamdan geçen çok şey vardı ama ben hiçbir
şey demeden sessizce yanında oturmaya devam ettim. Bence, o anda istediği tek
şey birinin onu dinlemesiydi ve bunun için beni seçmişti. Dinledim, sustum ve
onu anlamaya çalıştım.
O gün parkta birkaç saat oturduk. Yasemin bazen sustu bazen konuştu. Derin sessizliklerden birinde kahve içmeyi teklif ettim. İştahsızmış son günlerde, istemedi. Bankta oturmaya devam ettik. Akşama doğru vedalaşıp arabalarımıza bindik ve kendi yollarımıza gittik. Sonraki günlerde aramadım onu. İki de bir arayıp nasılsın diye sorulması da bunaltır insanı, yani ben hep öyle düşünürüm. Kafası karışık birini rahat bırakmak gerekir, bence. Yardım isterse, yardım edilmelidir. Kişi ancak sessizlikte bulabilir kendini.
Birkaç hafta sonra aradı Yasemin. Sesi şaşırtıcı derecede sevinçliydi:
- Âşık oldum! Dedi. Çok şaşırdım. Düşünerek yavaşça dedim ki:
- Âşık olduğunu sanıyorsundur… Belki…
Niye böyle davranıyoruz?
Yalnızım, diyen birini hemen anlıyor ve yalnızlığına itiraz etmiyoruz ama âşık
olduğunu söyleyen birinin önüne engeller koyuyoruz. Kıskanç mıyız biraz ya da
doymayan çokbilmiş egomuzu tatmin mi ediyoruz? Siz düşünedurun, ben haberi
patlatayım: Yasemin o adamla çok kısa zamanda evlendi. Ailesi, arkadaşları, ben
ve geri kalan herkes şaşkındık ama Yasemin mutlu olduğu için biz de mutlu
olduk.
Yasmin'in düğününden sonra, birkaç arkadaş bir arkadaşımızın evine gittik. Yasemin’in aşk hayatı ve evliliğinden
kendimize dersler çıkardık:
Ders 2: Yalnızlıktan
sıkılırsan bunu itiraf et, saklamaya çalışma.
Ders 3: Dua et ve Allah’a net
bir şekilde ne istediğini söyle.
Ders 4: Mümkünse yağmurlu bir
günde dua et.
Ders 5: Aşkı bulduysan çabucak
evlen, beklemek onu kaybetmektir.
Ders 6: Bu kesinlikle çok
çılgınca ve çok heyecanlı.
Sabaha kadar dersler çıkarıp eğlendik.
Bazılarımız mucizelere inandık bazılarımız her şeyin ilahi bir kaderle
yazıldığını defalarca yineledik, falan fişman. Gerçek
şu ki sonraki 5 yıl boyunca Yasemin çok mutluydu. Bazen bunun bir şaka olduğunu
düşünsek de Yasemin 8 yıl sonra da çok mutluydu. Ama 10. yılda “Aşk bitti.
Boşanıyorum” yazan bir mesaj gönderdi arkadaş grubumuza. Hepimizin kafası bir
kere daha karıştı. Gruptaki mesaj trafiği bir anda hızlandı:
“Aşk bitecekti zaten ne
sanıyordun?”
“Sizin aşkınız çok uzun sürdü,
çoktan bitti belki de. Şimdi mi anladın?”
“Aşk bitti diye boşansalar
dünyadaki tüm evliler boşanırdı.”
“Kocan seni çok seviyor
saçmalama!”
“Yine yalnız mı kalacaksın,
bunun için yaşlandın tatlım.”
“Çocuklarınız ne olacak,
üzeceksin onları!”
“Yasemin kafan uçtu yine!”
“Fabrika ayarlarına geri
dönüyorsun.”
“Yapma”
O gece acil bir kızlar
toplantısı yaptık. Ortada boşanmak için gerçek bir sebep yoktu, bize göre.
Kocası yakışıklı, gelir düzeyi yüksek, karısını çok seven ve çocuklarına çok
bağlı bir adamdı. Bu adamı terk edersen ertesi gün başka biri kapar götürür
dedik ama Yasemin kararını çoktan vermişti. “Aşk yoksa evlilik bir şirket
anlaşmasına ya da ev arkadaşlığına dönüşüyor. Evet kocam harika bir adam ama artık
ona baktıkça heyecanlanmıyorum. Kalbim hızlı hızlı çarpmıyor. Başka kadınların
başını döndürebilir fakat ben ona bakınca sıradan bir adam görüyorum.
Kesinlikle boşanıyorum kızlar!” Dedi ve bizi susturdu.
Duruşma günü ve saati belli olunca, Yasmin’e destek olmak için mahkeme salonuna gittik. Yasemin gülümsüyordu ve kendinden emin görünüyordu. 10 dakikada biten 10 yıllık evliliğin ardından Yasmin mutluydu ama biranda eski eş olan adam çok üzgündü, zaten boşanmayı hiç istememişti ama Yasemin’in kararlılığı karşısında ayrılığı kabul etmek zorunda kaldı. Çıkışta Yasemin’e son kez göz ucuyla baktı ve kalabalığa karışıp gitti. Destek grubu idik lakin kafamız karışıķtı. Hepimiz orada sessizce bakışırken konuşan tek kişi Yasemin’di:
- Ders 7: Romeo’yu Juliet
öldürdü.

Sonundaki o 7.derse hayran kaldım🙏🏻💕 Kendimden o kadar çok şey buldum ki her bir satırda yine🙏🏻 İyi ki varsınız, iyi ki bizi anlayan birilerinin olduğunu hissettiriyorsunuz🙏🏻💕💕
YanıtlaSilHayatla ilgili dersleri hepimiz yaşıyoruz, bunları yaşadıkça büyüyüp olgunlaştığıma inanıyorum. Yalnız olmadığımzı hissetmek güzel...Yüreğine sağlık...
YanıtlaSil